anasayfa / Yörüklerde yaşam biçimi ve çadır-yörük kültürü

Yörüklerde yaşam biçimi ve çadır-yörük kültürü

           Yörükler, Türklerin orta asyadan göçleri ile başlayan bir süreç olarak “yerleşik hayata geçmeden yaşamlarını sürdüren Türk boyları olarak nitelendirilmektedirler.”
Türklere Anadolunun kapısını açan Malazgirt meydan muharebesinden sonra, Türk boyları akın akın Anadoluya yayılmaya başlamışlardır. Fethedilen yerlere kimi boylar yerleşerek köyleri ve şehirleri oluşturmuşlar, diğer boylarda, at sırtında, koyunlarıyla, keçileriyle ve develeriyle; dağdan dağa, ovadan ovaya, yaz kış demeden Anadolunun iç kesimlerine ve batısına doğru sürekli hareket etmişlerdir.

Göç olayına Kayı boyuda katılmıştır.Hepimizin bildiği gibi,Aral havzasından kalkıp 1000 lerce kilometre batıya göç eden Kayı boyunun başında reisleri Gündüz Alp vardı. Moğol istilasında kalan bölgeyi terk eyleyip İran yoluyla Anadoluda Selçuklu ülkesine göç etmekti niyeti. Lakin takdiri ilahi kafile Pasin ovasında Sürmeli çukur denen yere geldiğinde Gündüz Alp hastalanıp vefat eder. Gündüz Alp’in yerine Ertuğrul Gazi seçilir kafileye…
Kafile yoluna devam ederken Sivas yakınlarında yüksekçe bir yere geldiklerinde aşağıdaki ovada 2 ordunun amansız bir cenk halinde olduğunu görürler. Ordunun biri diğerinin üstüne çullanmış savunmasını bozmaya çalışıyor. Diğer ordunun üstüne sanki ölü toprağı serpilmiş gibi adım adım bozguna doğru gitmekte savunması yavaş yavaş kırılmakta savaş meydanında tutunmaya çalışıyor. Bazı Oba ileri gelenleri Ertuğrul Gazi’ye yenen tarafta olmalarının uygun olacağını böylece kazanılacak ganimetten pay alabileceklerini söyler. Ama Ertuğrul Gazi der ki; bizim atalarımız daima güçsüzden zayıftan tarafa olmuşlardır. Şu ordu diğerini ezmeye çalışıyor bize düşeni adaleti sağlamaktır. Böylece bulundukları tepeden 200-300 kişilik silahlı kuvvetiyle yenmekte olan ordunun üstüne akın ederler. Balyozun vuruşuyla demirin titremesi gibi Yörük beyi Ertuğrul Gazinin inanç birliğinden oluşan kuvvetinin, düşmanın üstüne yıldırım gibi atılmasıyla düşman ordusu bir anda dalga dalga geriye doğru çekilir. Bu arada yenilmekte olan ordu, üzerindeki ölü toprağını atarak tekrar saflarını düzenler ve savunmadan saldırıya geçip diğer ordunun üstüne doğru atılmaya başlar. Düşman ordusu kısa sürede bozguna uğrar ve Ertuğrul Gazinin bulunduğu ordu cenki kazanır. Cenk bitiminde Düşman ordusunun Moğol ordusu olduğunu yardım ettiği ordunun Selçuklu Ordusu olduğunu anlarlar. Bu olayı öğrenen Alaaddin Keykubat Ertuğrul Gaziye iltifatlar edip hil’at giydirir.
Selçuklu döneminde, fethedilen yerlere obalar halinde yerleştirilmek suretiyle Türkleştirme politikası uygulanırken. Yerleşik hayata geçenler bulundukları yerlere kendi kültürlerini nakış nakış işlemişlerdir.Kervansaraylar, hanlar, hamamlar ve Camiler yapmışlardır.
O dönemlerde, Hristiyan haçlılar durmadan İslam beldelerine saldırıyor, kız kızan demeden tarihin en acımasız kıyımını yapıyorlardı. İşte bu zalimin karşısında duran ve sadece kendi soydaşlarını değil diğer tüm Müslüman halkıda koruyarak düşmana dur diyerek haddini bildiren bu boylar, kimi yerleşik kimide yerleşik hayata geçmeyen Türk yörük boyları sayesindedir.
Selçuklulardan sonra bölük börçük bir vaziyette sağa sola savrulan Türk beyliklerinde, hakimiyeti ve birliği Osman Oğulları sağlamışlardır.Osmanlılar,Yörük beylerinin engin ileri görüşlülüğü ve insan sevgisi sayesinde, ulaşılması imkansız gibi gelen en uç noktalara kadar ulaşmışlardır.
Bazı tarihçiler ve sosyologlar, tarihteki Türk başarısının altında yatan en önemli faktörün çadır kültürü olduğu gerçeğini tesbit etmişlerdir.
Çadır kültürü,
Türklerde çadır kültürü doğrudan göçebelik hayatına dayanmaktadır. Başka bir deyişle göçebenin evi olan çadır, Türklerde başlı başına bir sanat eseri ve yaşam biçimi olarak gelişme göstermiştir.
Yörüklerin kullandıkları çadırlar ve onların döşemeleri Türk sanatının gelişmesinde ve birçok mimari yapının şekillenmesinde de ilham kaynağı olmuştur
Çadırların dünyada yerleşik düzene geçişte önemli bir etkisi olmuştur. Çoğunlukla dikkati çekmese de, Türk evinin mekân organizasyonu ve oluşumunda Yörük çadırlarının doğrudan etkisi görülmektedir. Türk evinde, evin ana mekânını oluşturan sofa ile odalar arasındaki ilişki, Yörüklerin yaylalarda kurduğu grup halindeki oba çadırlarının düzenlemesine benzemektedir.
Hemen hemen her odanın içinde oturulabilir, yatılabilir, yemek pişirilebilir, yemek yenilebilir ve hatta yıkanılabilir. Bir odanın çok işlevli kullanılıyor olması, oda içindeki bütün eşyanın taşınabilir nitelikli olmasıyla sağlanmıştır.
Tıpkı Türk evlerinin bu kendine özgü biçimlenişinde olduğu gibi,Türk sanatının bütününe de Yörüklerin katkısı olmuş; göçebeliğin çok renkli, hareketli ve sürekli yenilenen yaşam biçimleri bir ölçüde adeta Türk sanatının ve kültürünün ana karakteristiği halini almıştır.
Bilindiği üzere çadır; kıldan imal edilen asırlardır biz Yörüklerin evi -barkı olmuş muhteşem bir yapıdır. Muhteşem bir yapıdır diyorum zira; dünya üzerinde çadırdan devlet kurabilme yeteneğine sahip tek millet Türk Milletidir.
Kıl Çadır; öyle herkesin bildiği gibi öylesine bir malzeme değildir. O ki, devletini devesinin sırtında taşıyabilme becerisin gösteren bir milletin yurdudur.
Kıl Çadır, Yörüğün ne kadar zeki, güvenilir, kanaatkar, çevreci , barışçıl ve insancıl olduğunun bir ispatıdır.
Yörük obalarında yetişen ve Saçıkara Yörüklerinden olan babam Kurukulak Ahmet ve merhum burada kendisini rahmetle anıyorum
Yörük obalarında yetişen ve Saçıkara Yörüklerinden olan babam Kurukulak Ahmet ve merhum burada kendisini rahmetle anıyorum Anam Fadıma’dan öğrendiğime göre: (kurukulak lakabı babamın dedesi, yenilmezliği ile ünlü pehlivan Ahmet’ten gelmektedir.)
Yörük çadırı: adından da anlaşılacağı gibi yapının çatısını teşkil eder. Aslında tamamına çadır denilmektedir. Ancak parça itibariyle çatısı çadır olarak ifade edilmektedir. Malzemesi kara keçilerin kılının; kırkılması, taranması , eğrilmesi, dokunması ve yine kıldan yapılan iplerle dikilmesi sonucunda elde edilen bir üründür.
Öncelikle kırkılan kıllar taranır, pisliklerinden arındırılır. Kirmenlerde eğrilen kıllar ip haline getirilip çiftlenir buna Goğşama denir. Goğşanmış ipler Istarlarda dokunur. Çul haline gelen ürün bir ucundan yere ağaç kazıklarla tutturulur, diğer ucundan da kuvvetlice asılınarak bir kişi tarafından dövülerek hepsinin uzunluğu bir ayara getirildikten sonra, 20cm uzunluğunda çuvaldız denilen aletlerle, 65 cm eninde ve istenilen uzunlukta üretilen çullardan, özel bir teknikle dikilmektedirler.
Yörük çadırları en az üç direkli olur. Direkler en az iki metre uzunluğunda, sağlam ağaçlardan yapılır. Direk sayısı çadır sahibinin zenginliğine göre çoğalır. Direklerin başında ağaçtan yapılan birer şapka bulunur. Bunlara “Çanak” denilir. Çadırı yere bağlayan iplere “Çadır bağı” denilir. Üç direkli çadırın sekiz bağı bulunur. Bunlar sırasıyla şöyledir:
Dikdörtgen biçimindeki çadırın ensiz olan yanlarını ortadan bağlayan iki bağa “böğür bağı”, arka ortadakine “arka”, öndeki bağa da “ön bağ” denir. Geride kalan ve köşelerdekine de “pinti bağı” denilir.
Çadır yapısı ve kuruluşu itibariyle içerisine kesinlikle su almaz en şiddetli yağmur bile üzerinden kayarak akar gider.
Ve yine Yörük Çadırı yapısı itibariyle içine çocuklarımız için beşik kurulabilen tek yapıdır.Ayrıca Yörük Çadırı Kışın sıcak yazın ise inadına çok soğuk olur.
Çadırda sosyal yaşam;
Yörük obalarında yaşam çok renkli geçmektedir. Hayat kışın başka yazın başka güzün ise bambaşka etkinliklerle geçmektedir. Rahmetli anamın anlattığına göre özellikle yayla zamanı ve güz geldimi çadırları saymak mümkün olmazdı. Çobanların ve gençlerin eğlencesine, genç kızların eğlencesine doyum olmazdı. Özellikle düğünler güz mevsimi yapıldığından , yörüklerde güz mevsimi demek sosyal ve kültürel etkinliğin doruk noktaya ulaştığı mevsim demek olduğundan bu mevsime doyamazdık diye söylerdi.
Orta yaş grubu ve ihtiyarların sohbetleri ise canlı tarihin ve sözlü edebiyatın her alanının icra edildiği muazzam bir kültürel olgunun yaşandığı meclislerdi.Gençler ve çocuklar büyüklerin meclisinde bulunmaya can atarlardı. Bu meclisler ki, saygı ve sevginin aşılandığı, yiğitlik ve mertlik anılarının anlatıldığı, fıkra,bilmece,tekerleme ve masallarla süslenen, bilgi birikiminin, ilim ve irfanın öğretildiği meclislerdi.Geceleri meclis toplantılarına katılan gençler, gündüzleri ise çeşitli oyunlar oynarlardı.
Çellik oyunu özellikle çobanların bir araya geldiklerinde oynadıkları oyunlardır.Deynek ve adına çellik denen küçük bir ağaç parçasından oluşan düzenekle saatlerce oyun oynarlardı.
Çocuklar ise, toprağa çizdikleri çizgiler üzerinden tek ayakla atladıkları “çizik” denen oyunlar oynarlardı.Bu oyundan sıkıldıklarında ise adına “beş taş” denen beş tane yuvarlak taşla oynanan bir çeşit oyun oynarlardı.
Yörük hayatı bayramlarda,düğünlerde ve cenazelerde birlik ve beraberliğin yaşandığı, ta uzaktaki eş dost akraba ve beylerin bir birlerini ziyarete geldikleri, kültürel etkinliğin doruğa çıktığı anlardır. O anları yaşayanlar bir daha unutamayacakları hatıralarla, sevgilerle ve göz yaşlarıyla geri dönerlerdi.
Düğünler denince:
Oğlan evinde, heyecanın ve ziyafetlerin yaşandığı, en azı üç gün en çoğu yedi gün süren, oğlakların ve koca koca koçların kesildiği, kazanlarda yahnilerin, keşkahların, kavurmaların bişirildiği, davul zurnalarla oyunların oynandığı, karakucak güreşlerinin yapıldığı muhteşem günler yaşar.
Kız evi naz evidir.Kızın gönlü olmadan kız verilmez. Yörük kızı özgürlüğü ve bağımsızlığı sever. Onun gönlü olmadan hiçbir yere gelin gidemez. Zorla vermek isterlerse hemencecik sevdiğine kaçıverir.Rahmetli Anamıda bir başkasına gönülsüz vermek istemişler ama o yiğit yörük kızı hemen haber salmış gönlünün olduğu babacığıma, babacığımda atın sırtına atmış anamı ve gaçırmış uzakta yaşayan akrabalarının yurduna..Dedem rahmetlide o zaman meşhur olan bartır parasını hemen göndermiş. Ama ne ala Anamın babası Kara Hüseyince inat mı inat almamış bartırı, küsmüş. Aylarca birbirleriyle konuşmamışlar, darılmışlar. En sonunda eş dost ve akrabaların araya girmesiyle barışmışlar.
Söz açılmışken; kız evinde yapılan kına gecesi, ellere kınaların vurulduğu, genç kızların hünerlerinin ortaya döküldüğü muhteşem anlardır.Gelinlik çağına gelmiş kızlar, diğer erkek ailelerinin kadınlarına kendilerini beğendirmek için en güzel giysilerini giyerler, en güzel oyunlarını oynarlar. Kına gecesi olurda gelinlik kızla anasının ağlamaması olurmu elbette olmaz… Kız evinde gelin kızı ve Anasını ağlatmak türkü söyleyenlerin yanık seslerine bağlı olarak gelişir.Gelin ağlamazsa, onu ağlatmak için her türlü türküler söylenir. Kız anası kız babası hani bunun öz anası… diye başlayan yanık sesle söylenen türküler dinlenir de hiç gelin kız ağlamaz mı hemde höngür höngür ağlar.
Yörük düğününü yazmakla bir iki kitaba sığdıramazsınız. Kocaman bir kültürü yazmak ve anlatmak o kadar kolay değil.

Peki düğünlerde çekilen halaylara, yiğitlerin güreşte er meydanına çıkıp peh peh çekmelerine ne demeli. Yiğitlik öyle kolay değil hem güreşeceksin hemde at yarışlarında ve cirit oyununda başarılı olacaksın işte Yörük beyi ve efesi böyle yetişmektedir.Böyle bir kültürün ürünü ile yetişen kahramanlar Orta Asyadan balkanlara kadar yedi düvele meydan okumuş, bir misyon üstlenmişlerdir.
Anadolunun her karış toprağında emeği, teri ve kanı bulunan atalarımız, göçebelik hayatında geçimlerini küçük baş hayvan besleyerek ve deve katarlarıyla ta Halep ve Şam’a kadar tuz ve basma ticareti ve nakliyecilik yaparak geçirirlermiş. Yağ,yoğurt ve süt üretiminin yanı sıra yapağı ve deri satışı ve toklu satışı ile de yurdun her tarafına satışlar yaparlarmış.
Yörüklerde unutulmaması gereken en önemli özellik, yönetim anlayışı ve bağımsızlık olgusudur. Ailenin en büyük erkeği, sorumluluk ve koruma görevi üstlenmiş vaziyettedir. Anne,baba,kardeşler,dede,nine, amcalar tüm kararlarda söz sahibidirler. Bir karar alınması gerekirse aile büyüklerine mutlaka danışılır. Ondan sonra alınan karar uygulamaya konur.Alınan kararın neticesi karar sürecine katılan akrabalarıda bağlar. Böylece sorumluluk paylaşılmış olur. Aynı anlayış çocukların ve gençlerin yetişmesinde de geçerlidir. Özellikle genç kızların ve erkeklerin tüm davranışları sülalenin kontrolunda gelişir. Yanlış yapanlar Sülaleden herhangi birisinin ikazıyla düzeltilir.
Devlete bağımlılık aileye bağımlılık kadar kutsaldır.Devletsiz bir toplumun yok olmaya mahkum olacağını bilen Yörükler, Türk devletinin birer sadık bekçileri ve tebalarıdır.Devlet atadır devlet anadır onsuz yaşanmaz anlayışı asırlar boyunca süre gelmiştir.
Dün yerleşik hayata geçmeden önce, alıştıkları bir yaşam biçimi ve öncelikleri vardı, obalarda yaşamaya alışmışlar, sorunlarını çözmeyi biliyorlardı, ama şimdi artık yerleşik hayata geçmişler neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar, bilseler bile nasıl bir çözüm getireceklerini kestirmede zorluk çekiyorlardı bu Yörük obaları… Daha önceden hem yerleşik hayata geçmiş hemde yazları yaylalara çıkarak Yörükçülüğünü sürdürenler bir noktada çözüm bulmuşlardı. Ama şimdi tamamen yerleşik hayata geçenlerde sorun çok hemde çok büyüktü…
İşte burada köyleşme, ardından şehirleşme derken koskoca bir sorunlar yumağı baş gösterdi. Çocuklarımıza ve gençlerimize eskisi gibi hakim olamıyoruz. Onlar atalarının izinden gitmiyorlar, saygı ve sevgi ortamı kayboldu. Artık yeni nesil bizi anlamıyor bizde onları anlayamıyoruz.diyerek hayıflanmaya başlıyorlar…
İlk Yerleşim yerleri köyler:
Köy yerleşik hayatına geçenler topluca yerleştiklerinden dolayı fazla sıkıntı çekmediler. Aynen Göçebelik hayatında olduğu gibi, Çocukların ve gençlerin eğitimi köy ortamında tüm akrabaların , eş ve dostların kontrolunda devam ederek, gelenek ve göreneklerini yaşatmaya devam ettiler. Köy yerleşik hayatının en önemli getirisi okuma yazma oranının artmasına neden olmasıdır.Yörük gençleri, ağır doğa şartlarının zorluğundan dolayı, çadırda ve koyun güderken öğrendikleri okuma yazmayı artık kendi köy okullarında almaya başladılar.Okuma yazma öğrenmekle kalmayıp, ilim irfan yuvası olan üniversite eğitiminede yönelmişlerdir.
Yetişen yeni nesil Atalarının kendilerine emanet ettiği mirası,çadır kültürünü yaşayarak ve geliştirerek, üniversitelerde okuyarak yaşatmaya devam ettiler.Bu üniversite gençliği, bizim düğünlerimiz, asker uğurlamalarımız, cenaze ve diğer merasimlerimiz olduğu sürece bileğimizin bükülemiyeceğini iyice özümsemişlerdir.
Burada vurgulamak istediğim en önemli konu, yerleşik hayata geçen yörüklerde ekonomik hayatın biçim değiştirmesidir. Hayvancılıkla beraber tarımada yönelerek kendilerinin aldıkları veya Devletin tahsisi ettiği arazileri işlemeye başladılar. Yörükler artık çiftçiliği öğrenmişlerdi. Geriye dönük özlemleri olsada onlar artık yerleşik hayatın birer parçası olmuşlar, yerleşik hayatın problemleriyle mücadele etmek mecburiyetindeydiler. Arkasında koskoca bir tarih ve kültür mirası olan bu yiğit insanlar, yerleşik hayatın getirdiği zorlukları başarmayı elbette bileceklerdi.Durumdan vazife çıkaracaklardı. Ve öylede oldu…
Şehir hayatının Handigabları ve Yörükler:
Bu gün yerleşik hayata tamamen geçmiş olan Yörükleri bekleyen en önemli sorun, ekonomik nedenlerle veya diğer sebeplerden dolayı şehirlerde yaşamak zorunda olanların, şehirlerdeki zor hayat şartlarına uyum sürecidir.
Şehirleşme sorunu tüm Türkiyenin sorunu olmakla beraber, iletişim araçlarının yaygınlaşması, teknolojinin hızla gelişmesi buna paralel olarakda kültürel etkileşimin çok çabuk olması, Çadırda yeşeren ve gelişen, dünyaya bir zamanlar ışık saçan,aydınlık getiren Yörük kültürünün gittikce kaybolmasına neden olmaktadır.
Günümüz dünyası, kapalı toplumların yaşamasına imkan vermemektedir.kapalı toplumlar eninde sonunda etrafa ve dünyaya açılmak zorundadırlar.kendileri istemeselerde gelecek kuşakları mutlaka dünyaya açılmak, diğer toplumlarla bir şeyler paylaşmak zorunda olduklarını hissedeceklerdir. Bu paylaşımı bir an önce yapmaları kendileri menfaati gereğidir.Buraya kadar bir sorun yok, elbette her toplumla, her milletle karşılıkı etkileşim içinde olalım. Ama buradaki sorun; bir takım devletlerin ve milletlerin gelişmişlik bahanesi ile kendi kültürlerini diğer toplumlara cazip hale getirmek suretiyle hakimiyet kurmalarıdır.İşte buna dur demeliyiz…
Damarlarında Türk kanı olan her yörük genci bir kere şunları iyice öğrenmek, eş dost, akraba ve evlatlarınada öğretmek zorundadır.
1-Biz nereden geldik, atalarımız hangi zorlukları aşarak bizleri yetiştirdiler.bizlere neyi emanet ettiler. Onların bizlere öğütleri nelerdi ? bunları iyice düşünerek, bizden sonrakilere “iyi bir insan” olmak için neler yapmamız lazım gerektiğini anlatmamız lazım. İyi bir insan olmak, başkalarına zararı dokunmayan sadece faydası dokunan insan demektir.Karşılaştığımız her insan kötüde olsa onu iyi yola sevketmeye çalışmak, iyi insan olmanın gereklerindendir.Yörüklerin en büyük ozanı karacaoğlanın türkülerini, yörük kültürünün duayeni Yunus Emre’nin Allaha teslimiyetini, Bizleri anadoluya getiren Ahmet Yesevileri unutmayalım ve unutturmayalım.
2-Her türlü ekonomik zorluklar karşısında, dimdik ayakta kalmayı öğrenmek zorundayız. Çalışmak ve çalışkan olmak Yörük kültürünün olmazsa olmazlarındandır.Atalarımız çalışan demir ışıldar demişlerdir. İşin iyisi kötüsü yoktur.Burada amaç kişinin,ailesini ve çocuklarını kimseye muhtaç etmeden hayatlarının idame ettirilmesidir. Ailenin kendisine teslim edilen bir emanet olduğunu, bu aileye ve çocuklara iyi bakamaması halinde ahrette çok büyük bir sorumluluğu olacağını unutmadan, hırsızlıktan, kötülükten, zararlı olmaktan uzak bir evlat yetiştirmeyi amaçlamalıdır.Ayrıca evlatlarımıza mutlaka bir veya iki meslek öğretmeliyiz
3-Şehir hayatının yıkıcı, ahlak bozucu özellikleride beraberinde getirdiğini unutmadan, Şehirlerde, yalnız yaşamak demek yok olmak demektir sözünü unutmadan, devamlı ahlaklı insanlarla bir araya gelmek suretiyle, faydalı, yapıcı dernek ve cemiyetlere katılarak oralarda görev almalıyız.Edindiğimiz iyi insanları hergün olmasa bile en az haftada veya ayda mutlaka ziyaret edelim. En önemlisi yakınlarımızın ve dostlarımızın düğün ve cemiyetlerinde mutlaka bulunalım. O zaman onlarda bizi arar ve sorar bizimde cemiyetlerimize katılırlar.
4-Üniversiteler ilim irfan yuvasıdır.Bu ilim yuvalarına evlatlarımızı göndererek etrafına ışık saçan birer birey olarak yetişmelerini amaçlamalıyız.Dünün beyleri at sırtında kahramanlıklarıyla, koyun sürülerinin başında, otlaklarda, yaylalarda, medreselerde yetişirken bu günün beyleri artık üniversitelerde yetişmektedir. Üniversitelerimiz bizim için vazgeçilmezlerdendir.Evlatlarımız çobanda olsa, boyacıda olsa mutlaka üniversitelerden birini bitirmelidir.Tahsilli insan işini mutlaka bilinçli yapar.
Şehir hayatının elbette pek çok sorunları vardır.Burada her konuyu ayrı ayrı ele alıp incelememiz mümkün değildir.Benim burada önemle üzerinde durmak istediğim husus hertürlü olumsuzluk ve zor şartlar altında bile kendi öz benliğini ve ruhunu korumuş olan Yörükler, bu günde şehirleşmenin verdiği olumsuzlukları aşmasını elbette kanından gelen bir olgu gereği aşacaktır.Yine yarınlarda da her halukarda karşılaşacağı handigabları aşmasınıda bilecektir.
Türkiyenin hatta dünyanın neresinde olursa olalım dernekler ve vakıflar kurarak veya kurulmuş vakıf ve derneklere üye olmak suretiyle örf ve adetlerimizi yaşatalım, çadırda başlayan ve dünyaya gökteki yıldızlar gibi ilim,irfan ve adalet götüren kültürümüze sahip çıkalım.Kültürümüzün de sadece oyun ve eğlence olmadığını unutmayalım.Yörükçülüğün ırkçılık olmadığını bir yaşam biçimi, bir kültür, bir medeniyet olduğunu hiçbir zaman unutmayalım.Öğrenelim ve öğretelim.

hakkında yorukcadiri

Ayrıca bakınız

Türkmenler Ramazan Çadırında – Toronto

Toronto’da ramazan çadırı kuruldu. İlk kez kurulan çadırda Türkmenler Azeri ve Kazaklar oruç açtı.Dicle İslam …

Yorum Yapabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: